top of page
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Twitter Icon

Okula Başlamak Sadece Bir Rutin Değişikliği Değil: Çocuklar Ayrılıkları, Vedaları ve Yeni Başlangıçları Nasıl Yaşar?

  • Yazarın fotoğrafı: Ayşe Başak Erk
    Ayşe Başak Erk
  • 1 gün önce
  • 8 dakikada okunur

Okulun açılması yetişkinler için takvimde yeni bir dönemin başlaması gibi görünebilir. Çanta hazırlanır, kıyafetler seçilir, uyku saatleri yeniden düzenlenir ve sabah rutini oluşturulur. Fakat çocuk açısından okula başlamak ya da uzun bir tatilden sonra yeniden okula dönmek bundan çok daha fazlasıdır.

Çocuk bir anda tanıdığı ev ortamından ayrılır, bakım vereninden uzaklaşır, farklı yetişkinlerle ilişki kurar, yeni bir sosyal ve fiziksel çevreye uyum sağlar ve günün büyük bölümünü daha yapılandırılmış bir ortamda geçirmeye başlar.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde yaşanan ağlama, ebeveyne yapışma, ayrılmak istememe, “Ben okula gitmek istemiyorum” deme, sabahları oyalanma, karın ağrısından yakınma ya da okuldan geldikten sonra daha öfkeli ve hassas olma her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.

Bazen bunlar çocuğun “Bu değişime alışmak için zamana ihtiyacım var.” deme biçimidir.


Okula uyum neden zaman alabilir?

Çocukların yeni bir ortama uyum sağlama hızları birbirinden farklıdır. Bazı çocuklar yeni bir yere girdiklerinde hemen keşfetmeye başlarken bazı çocukların önce gözlemlemeye, çevreyi tanımaya ve güven duydukları bir yetişkinle bağlantı kurmaya ihtiyacı vardır.

Bu farklılık yalnızca çocuğun “cesur” ya da “çekingen” olmasıyla açıklanamaz. Mizaç, önceki deneyimler, gelişimsel dönem, ayrılık deneyimleri, okul ortamının özellikleri ve çocuğun o sıradaki stres düzeyi birlikte rol oynar.

Üstelik okulun başlaması çocuğun hayatındaki tek değişiklik olmayabilir. Yaz boyunca değişen uyku düzeni, evde geçirilen uzun zaman, yeni bir kardeşin doğumu, taşınma, aile içindeki değişiklikler, arkadaş ilişkilerindeki farklılaşmalar veya daha önce yaşanmış zorlayıcı bir okul deneyimi de uyumu etkileyebilir.

Çocukların gelişiminde öngörülebilirlik ve istikrar önemli bir koruyucu faktördür. Harvard Center on the Developing Child'ın güncel çalışmalarında da çocukların gelişimsel ortamlarında istikrarın ve öngörülebilir rutinlerin önemine dikkat çekilmektedir. Bu nedenle çocuğun okula uyumunu yalnızca “okulu seviyor mu?” sorusuyla değerlendirmek yerine, “Yeni düzende kendini ne kadar güvende hissediyor ve bu düzeni anlamlandırabiliyor mu?” sorusuyla düşünmek daha işlevlidir.


Ayrılık kaygısı çocuğun her zaman size 'fazla' bağlandığını göstermez.

Sabah okul kapısında çocuğun ağlaması ebeveynlerde çok güçlü bir suçluluk duygusu yaratabilir.

“Benden ayrılmak istemiyor.”

“Acaba kendini güvende hissetmiyor mu?”

“Onu bırakmam doğru mu?”

“Şimdi ağlarken gitmem onu olumsuz etkiler mi?”

Bu soruların ortaya çıkması çok anlaşılırdır. Ancak ayrılık sırasında ağlamak, tek başına güvensiz bağlanmanın göstergesi değildir.

Aksine, çocuklar anlamlı ilişkilere sahip oldukları kişilerden ayrılırken zorlanabilirler. Sağlıklı bağlanma, çocuğun hiç ağlamaması veya bakım vereninden hiç ayrılmak istememesi anlamına gelmez. Çocuk kendisi için önemli olan kişiden ayrıldığı için özlem, korku veya huzursuzluk yaşayabilir. HealthyChildren ve Child Mind Institute gibi çocuk gelişimi ve ruh sağlığı kaynakları da ayrılık sırasında ağlama ve yapışmanın özellikle küçük çocuklarda oldukça yaygın olduğunu ve zaman içerisinde güvenli deneyimle birlikte çocuğun ayrılıklarla baş etme becerisinin gelişebileceğini vurguluyor. Burada önemli olan çocuğun hiç zorlanmaması değil, zorlandığında bu duyguyla baş edebilmesine yardımcı olacak güvenli bir ilişki ve öngörülebilir bir ortamın bulunmasıdır.


Çocuğu okula ikna etmeden önce bir adım geri çekilip bakmak.

Çocuğun okula gitmek istemediği zamanlarda bütün odağımızı çocuğun kaygısını azaltmaya vermek kolaydır. “Okul güvenli, öğretmenin seni seviyor, hiçbir şey olmayacak.” diyerek onu rahatlatmaya çalışabiliriz. Ancak burada

önemli bir ayrım vardır: Çocuğun yaşadığı kaygıyı düzenlemek ile çocuğu bulunduğu ortamın güvenli olduğuna ikna etmek aynı şey değildir.

Ebeveyn olarak önce kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Ben çocuğuma bu okulun güvenli olduğunu söylerken, bunu gerçekten gözlemlediğim ve bildiğim için mi söylüyorum?”

Çünkü çocuğun okula uyum sağlayabilmesi için yalnızca onun kaygı yönetimini desteklemek yeterli değildir. Çocuğun içinde bulunduğu yetişkinlerin yaklaşımının da gelişimsel olarak uygun, tutarlı, şefkatli ve güven verici olması gerekir. Öğretmenin çocuğun duygularına nasıl karşılık verdiği, ağladığında ne yaptığı, ayrılık anlarını nasıl yönettiği, sınır koyarken kullandığı dil, hata yapan ya da zorlanan çocuklara yaklaşımı ve çocukların bireysel farklılıklarına ne kadar alan açtığı okul deneyiminin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle çocuk “Okula gitmek istemiyorum.” dediğinde ilk refleksimiz her zaman “Onu nasıl ikna ederim?” olmamalıdır. Bazen biraz durup “Acaba okulda ne oluyor?” diye merak etmek gerekir.

Çocuk öğretmeninden korktuğunu söylüyorsa, sürekli belirli bir yetişkinden bahsediyorsa, okulla ilgili belirli bir durumdan sonra davranışlarında belirgin bir değişiklik olduysa, yaşına göre açıklanamayacak kadar yoğun bir korku gösteriyorsa ya da anlatmakta zorlandığı bir şey varmış gibi görünüyorsa, çocuğu yalnızca sakinleştirmeye çalışmak yerine deneyimini anlamaya yönelmek önemlidir.

Burada amaç çocuğun her söylediğini sorgulamadan doğru kabul etmek ya da tek bir zorlanmadan okulun güvenli olmadığı sonucuna ulaşmak değildir. Ama aynı şekilde çocuğun yaşadığı sıkıntıyı yalnızca “alışma süreci” olarak yorumlayıp geçmek de doğru olmayabilir.

Önce ortamı değerlendiririz, sonra çocuğun bu ortama uyumunu destekleriz.

Ebeveynin okul ve öğretmenle açık iletişim kurması, çocuğun yaşadığı durumları somut örneklerle anlamaya çalışması ve gerektiğinde sınıf içindeki yaklaşımı gözlemlemesi bu nedenle değerlidir. Çocuğun güvenliğinden emin olmadığımız bir ortamda ondan “güvenmeyi öğrenmesini” beklemek yerine, yetişkinlerin öncelikle güvenli ve gelişimsel olarak uygun bir ortam oluşturup oluşturmadığına bakmak gerekir. Çünkü her ayrılık ağlaması ayrılık kaygısı değildir ve her okula gitmek istememe davranışı yalnızca uyum problemi değildir.

Bazen çocuk gerçekten yeni bir ortama alışmaya çalışıyordur.

Bazen annesinden ya da babasından ayrılmak zor geliyordur.

Bazen de davranışı bize, okulda yaşadığı bir deneyimi henüz kelimelere dökemediğini anlatmaya çalışıyordur. Bu nedenle çocuğun davranışını değiştirmeden önce davranışın ne anlatmaya çalıştığını merak etmek, ebeveynin elindeki en önemli araçlardan biridir.


Çocuğun ihtiyacı “Hiç üzülme” değil, “Üzülsen de bununla baş edebiliriz” mesajıdır.

Çocuk ağladığında doğal olarak onu hemen rahatlatmak isteriz. Fakat rahatlatmak ile duyguyu ortadan kaldırmaya çalışmak aynı şey değildir.

“Hiçbir şey olmayacak.”

“Korkacak bir şey yok.”

“Bak herkes okula gidiyor.”

“Sen artık büyüdün, ağlama.” gibi cümleler iyi niyetle söylenebilir. Fakat çocuğun yaşadığı duygunun yanlış veya gereksiz olduğu mesajını verebilir. Bunun yerine ebeveyn çocuğun duygusunu kabul ederken aynı zamanda onun baş etme kapasitesine güvenebilir.

Çocukların duygusal gelişiminde önemli olan yalnızca sakinleşmeleri değil, duyguları ortaya çıktığında ilişkisel olarak desteklenerek onları taşıyabilmeyi öğrenmeleridir. Duyarlı ve karşılıklı yetişkin-çocuk etkileşimlerinin gelişen beynin mimarisi ve sosyal-duygusal beceriler açısından önemli olduğu da gelişim bilimi literatüründe uzun süredir vurgulanmaktadır.


Vedalaşma anını uzatmak her zaman daha fazla güven vermeyebilir.

Belki de okul sabahlarının en zor anı kapıda yaşanan vedadır.

Çocuk ağlar.

Ebeveyn sarılır.

“Tamam, gitmiyorum.”

Sonra yeniden ayrılmaya çalışır.

Çocuk tekrar ağlar.

Bir kez daha sarılınır.

“Bak ben buradayım.” Ve ayrılık birkaç dakika daha uzar.

Bu döngü çok insani olsa da uzun ve belirsiz vedalar bazı çocuklar için ayrılığı daha zor hale getirebilir. Çocuk her seferinde “Acaba şimdi gerçekten gidecek mi?” diye yeniden hazırlanmak zorunda kalabilir.

Kısa, tutarlı ve öngörülebilir vedalaşma ritüellerinin geçişleri kolaylaştıracaktır. Sarılmak, öpmek, el sallamak veya çocuğunuzla birlikte belirlediğiniz küçük bir cümleyi söylemek bunun için yeterli olabilir. Örneğin her sabah aynı sırayı kullanabilirsiniz:

“Üç öpücük, bir sarılma, sonra sınıfa geçiyoruz. Seni öğle yemeğinden sonra alacağım.”

Buradaki amaç çocuğun hiç üzülmemesini sağlamak değildir. Ama ayrılığın nasıl gerçekleşeceğini tahmin edebilmesini sağlamaktır.


Gizlice gitmek yerine vedalaşmak daha güvenlidir.

Çocuk ağlamasın diye bazı ebeveynler fark ettirmeden uzaklaşmayı deneyebilir.

Ancak çocuk bakım vereninin ne zaman ortadan kaybolabileceğini bilemediğinde çevresini daha fazla kontrol etmeye başlayabilir. Bu nedenle vedalaşmak, ayrılığı zorlaştırıyor gibi görünse de aslında çocuğun yaşananı anlamlandırmasına yardımcı olur.

Çocuğa “Birazdan gelirim.” demek yerine onun zaman anlayışına uygun somut bir referans vermek de yardımcı olabilir. “Öğle yemeğinden sonra”, “uykudan kalkınca” veya “son etkinlikten sonra” gibi ifadeler küçük çocuklar için saat söylemekten daha anlamlı olabilir. Çocuklara geri dönüş zamanını somut etkinliklerle anlatmanın ayrılığı anlamlandırmayı kolaylaştıracaktır.


Rutin sadece düzen sağlamak için değil, güven oluşturmak için de önemlidir.

Okul dönemine geçerken uyku, uyanma, kahvaltı, hazırlanma ve evden çıkış saatlerinin mümkün olduğunca öngörülebilir olması çocuğun geçiş yükünü azaltabilir.

Özellikle sabahları sürekli değişen bir düzen çocuğun henüz güne başlamadan çok sayıda karar vermesine neden olabilir.

“Şimdi ne yapacağım?”

“Çantam nerede?”

“Ne giyeceğim?”

“Ne zaman çıkıyoruz?”

Bu nedenle sabahın akışını mümkün olduğunca önceden belirlemek çocuğun zihinsel yükünü azaltabilir.

Akşamdan kıyafetleri birlikte hazırlamak, çantayı birlikte kontrol etmek ve sabah sırasını basitçe konuşmak işe yarayabilir.

“Önce giyineceğiz, sonra kahvaltı yapacağız, dişlerimizi fırçalayacağız ve okula gideceğiz.”

Özellikle küçük çocuklar için görsel rutinler de oldukça işlevsel olabilir. Günlük programın görsel olarak sunulmasının çocukların gün içerisinde ne olacağını anlamalarına yardımcı olacaktır.


Okula gitmeden önce prova yapmak çocuğun beynine “Bu yeni ama tamamen bilinmeyen değil” mesajı verir.

Yeni bir sınıf, yeni bir öğretmen, yeni bir bina veya yeni bir servis çocuk için çok sayıda bilinmeyen içerir.

Bu nedenle okula başlamadan önce mümkünse okulu görmek, sınıfı ziyaret etmek, öğretmenle tanışmak, okul yolunu birlikte yürümek veya sabah nasıl gidileceğini prova etmek faydalı olabilir.

Bu küçük deneyimler çocuğun belirsizliği azaltmasına yardımcı olur.

Özellikle kaygıya yatkın çocuklarda “kademeli” yaklaşımının mantığı da burada önemlidir. Çocuğu bir anda çok zorlayıcı bir durumun içine bırakmak yerine, zorlayıcı deneyimi daha küçük ve yönetilebilir adımlara bölmek çocuğun baş etme kapasitesini geliştirebilir. Bu nedenle okula başlamadan önce birlikte okulun önünden geçmek, bahçeyi görmek, sınıfın nerede olduğunu konuşmak veya öğretmenle kısa bir tanışma yapmak çocuğa iyi gelebilir.


“Okulda ne yaptın?” yerine bazen daha küçük sorular daha işe yarar.

Çocuk okuldan geldiğinde ebeveynlerin ilk sorusu çoğu zaman “Okul nasıl geçti?” olur.

Ancak özellikle okulun ilk günlerinde çocuk bütün günü anlatacak kadar organize olmayabilir. “İyi geçti.” veya “Hatırlamıyorum.” demesi de mümkündür.

Daha somut ve küçük sorular sohbeti kolaylaştırabilir.

“Bugün seni güldüren bir şey oldu mu?”

“Bugün en çok hangi etkinliği sevdin?”

“Bugün sınıfta en çok nerede oturdun?”

“Bugün zor gelen bir an oldu mu?”

“Öğretmenin söylediği aklında kalan bir şey var mı?”

Bazen ise hiçbir şey sormamak ve çocuğun eve geldikten sonra biraz dinlenmesine izin vermek daha doğru olabilir. Çünkü çocuk okul boyunca dikkatini, bedenini ve duygularını düzenlemek için ciddi bir çaba harcamış olabilir. Eve döndüğünde daha huysuz, ağlamaklı veya öfkeli olması her zaman okulda kötü bir şey yaşadığı anlamına gelmez.


“Okulda çok iyiydi ama eve gelince dağılıyor” neden olabilir?

Bazı çocuklar okulda bütün gün kurallara uyup dikkatini toplamaya çalıştıktan sonra eve geldiklerinde kendilerini daha serbest bırakabilirler. Bu nedenle okuldan sonra ağlama, kardeşe karşı tahammülsüzlük, küçük şeylere öfkelenme, daha fazla fiziksel temas isteme veya “Ben hiçbir şey yapmak istemiyorum.” deme görülebilir. Böyle zamanlarda ebeveynin ilk refleksi davranışı düzeltmek yerine çocuğun regülasyon ihtiyacını fark etmek olabilir.

Belki çocuk biraz yemek yemek, sessiz kalmak, sarılmak, hareket etmek veya yalnız oynamak istiyordur. “Okulda çok güzel durdun, şimdi niye böyle oldun?” demek yerine “Bugün çok fazla şey yaptın. Biraz dinlenmeye ihtiyacın olabilir.” demek çocuğun yaşadığı değişimi daha farklı anlamlandırmasına yardımcı olur.


Ebeveynin kaygısı da çocuğun geçiş deneyiminin bir parçasıdır.

Okula başlayan yalnızca çocuk değildir. Ebeveyn de bir ayrılık yaşar. Çocuğun büyüdüğünü görmek, onun artık günün önemli bir bölümünü ebeveyninden uzakta geçirecek olması ve “Acaba iyi olacak mı?” düşüncesi ebeveyn için de duygusal olabilir.

Ancak çocuklar bakım verenlerinin duygusal sinyallerini fark edebilirler. Bu nedenle ebeveynin kendi kaygısını fark etmesi önemlidir. Çocuğa “Beni üzüyorsun, benim için ağlama.” demek yerine kendi kaygımızı başka bir yetişkinle konuşmak, okuldan bilgi almak veya sabah vedalaşmadan önce birkaç dakika nefesimizi düzenlemek daha işlevsel olabilir.

Bu, ebeveynin hiç üzülmemesi gerektiği anlamına gelmez. Ama çocuğun yanında verdiğimiz temel mesaj mümkün olduğunca şu olabilir: “Bu ikimiz için de yeni olabilir. Ama bunu birlikte başarabileceğimize inanıyorum.” Child Mind Institute da okula dönüş sürecinde ebeveynin kendi stresini fark etmesinin önemli olduğunu ve ebeveynin kaygısını yönetmesinin çocuğa da yardımcı olabileceğini vurguluyor.


Peki ne zaman biraz daha yakından bakmak gerekir?

Her ağlama, okula gitmek istememe veya ayrılıkta zorlanma bir ruh sağlığı problemi değildir.

Çocuğun yeni bir düzene alışması zaman alabilir. Ancak kaygı zaman içerisinde azalmıyor, çocuğun okula devamını belirgin biçimde etkiliyor, tekrarlayan karın ağrısı veya baş ağrıları ortaya çıkıyor, çocuk okula gitmeyi sürekli reddediyor ya da ayrılık sırasında yaşadığı yoğun sıkıntı günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa bunu yalnızca “alışacak” diyerek geçiştirmemek gerekir.

Böyle durumlarda öğretmenle ve okulun ilgili uzmanlarıyla iletişim kurmak, ihtiyaç varsa çocuk ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmandan değerlendirme almak yararlı olabilir. Okul kaygısının sürmesi ve çocuğun eğitim, günlük yaşamına müdahale etmesi durumunda mutlaka profesyonel destek alınması gerekir. Çocuğun bu noktada okula hazır oluşluluğu da tekrar değerlendirilmesi gerekebilir. Burada amaç çocuğa bir etiket koymak değil; çocuğun neye ihtiyaç duyduğunu anlamaktır.


Çocuğun okula uyumu “Ağlamadan sınıfa girdiği gün” başlamaz.

Okula uyum bazen ilk gün gerçekleşen bir başarı gibi düşünülür. Oysa uyum bir süreçtir.

Çocuk önce okulun nasıl bir yer olduğunu öğrenir. Sonra öğretmenine güvenmeye başlar. Günün akışını tanır. Ebeveyninin gerçekten geri döndüğünü tekrar tekrar deneyimler. Sınıftaki ilişkilerini oluşturur. Kendi eşyalarının yerini bilir. Zorlandığında kimden yardım isteyebileceğini keşfeder.

Bütün bunlar tekrar tekrar yaşanan küçük deneyimlerle oluşur.

Bu nedenle çocuğun ilk gün ağlaması, ikinci hafta biraz daha kolay ayrılması, üçüncü hafta sabahları hâlâ zorlanmasına rağmen sınıfa girebilmesi de gelişimin bir parçasıdır.

Çocuğun ihtiyacı kusursuz bir başlangıç değil; zorlandığında yanında olan, duygusunu küçümsemeyen ve onun gelişen kapasitesine güvenen yetişkinlerdir.

Belki okulun ilk günlerinde çocuğumuza verebileceğimiz en değerli mesajlardan biri şudur:

“Benden ayrılmak sana zor gelebilir. Birbirimizi özleyebilirsiz. Bazen üzgün hissedebilir veya ağlayabilirsin. Ben de seni özleyeceğim. Okulda güvendesin üzüldüğünda öğretmenine sarılabilirsin, ondan yardım isteyebilirsin orada hazır oldukça yavaş yavaş yeni heyecanlı şeyler deneyecek öğreneceksin. Zor olsa da yavaş yavaş alışacaksın, daha az üzgün daha çok keyifli hissedeceksin. ”

Çünkü okula uyum yalnızca çocuğun anneden ya da babadan ayrılmayı öğrenmesi değildir.

Aynı zamanda çocuğun, “Ben annemden ya da babamdan ayrı olduğumda da güvendeyim. Zorlandığımda yardım isteyebilirim. Duygularım görülüyor ve destekleniyorum. Ve sevdiğim insanlar benden uzakta olsalar bile ilişkimiz devam eder.deneyimini yaşamasıdır.

Ve belki de okulun ilk günlerinde çocuğumuza verebileceğimiz en güçlü hediye tam olarak budur: Onun yerine bütün zorlukları ortadan kaldırmak değil, zorlukların içinde yanında olduğumuzu hissettirmek.

Teşekkürler!

DİKKAT!

cocuklaringelisimi.com içerikleri kişiyi bilgilendirmek, genel öneriler sunmak amacıyla hazırlanmaktadır. Bu bilgiler şahsi tanı ve tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemelidir. Sitede yer alan bilgiler psikolojik /eğitimsel müdahalenin yerini tutmaz. Kendi ruhsal,fiziksel sağlığınız yada çocuğunuzun ruhsal,fiziksel sağlığı ile ilgili herhangi bir şüpheniz olduğunda daima uzmanlar ile temasa geçmelisiniz. Siteden yapılan alıntılar tek koşul altında izin kapsamındadır. Alıntı yapmak için blog sahibinden izin alınmalı, alıntı için bu sitenin linki ve ismine görülür şekilde yer verilmelidir. Aksi 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Twitter Icon

© 2035 by Bump& Beyond. Powered and secured by Wix

bottom of page